Kazanmak için her yol mübah mı?


Hayat bu, hepimizi her zaman bir takım şeylerle karşı karşıya getirir. Kimi ile ticarette, kimi ile imalatta, kimi ile yönetim de kimi ile siyasette karşı karşıya geliriz.

Herkesin rakibini alt etmesini, geride bırakmasını ve üste çıkmaya çalışmasını bir yere kadar anlayabilirim. Ve tabi anlıyor olmamla onaylıyor olmam arasında ki farkı, arka bagajda joker niyetine saklı tutuyorum.

Hepsinin ismini total de ‘’ rekabet ‘’ diyerek biraz masum bir hüviyet kazandırıp kaldığımız yerden devam edelim.

Rekabet ve rakip demenin ve bu iki kelimeye yüklenilen anlamın üzerinden biraz gezinmek istiyorum.

Bu iki kelimeyi tahlil ettiğimiz zaman, rekabet halinde bulunduğunuz kişi ve kurumun sahip olduğu bütün artıları ve eksileri bilmek ve elde ki veriler ışığında bir strateji geliştirmek ve rakipleri bu strateji ışığında geride bırakmaktır. Rakibinize dair bilmeniz gerekenler derken, mahrem bilgilerden ve bel altı vurmalardan bahsetmiyoruz elbette. Her şeyin olduğu gibi rakip ve rekabetinde kendi içerisin de etik ve ahlaki ölçüleri vardır ve bu ölçülere azami riayet etmekte yine ahlaki bir vecibedir.

Temel prensiplere dair bir açıklama yaptıktan sonra, gelelim bizde ki tezahürüne.

Kazanmaya olan iştahımız adeta gözlerimizi kör ediyor, vicdani sesin kısılmasına, akli selim düşünmenin önüne set çekiyor. Bütün bu önemli değerlerin devre dışı kalmasının hemen sonrasın da ise, kazanmak için her yol mubah mantığı bütün hayâsızlığı ile devreye giriveriyor. Artık rakibine her yerinden ve her şekilde vurabilmenizin de önünde hiçbir engel kalmıyor. Vatan haini, hırsız, sahtekâr ve daha bir sürü kelime tedavüle giriyor. Bu retorik sonrası rakibimiz boy hedefidir ve neresine denk gelirse orasına vurmak elzem! Bir hal alıyor. Bu kirli mantık, kirli yaklaşım ve kirli kazanma stratejisi, taraftarlara da sirayet ederek hepten gayya kuyusu haline dönüşüyor.

Bu kirli yaklaşım, bir de aklen malül olanların da eline geçince vahametin sınırlarını tayin etmek ise ayrı bir baş ağrısına dönüşüyor.

Aksesuar olarak insan!

Aksesuar olarak Müslüman!

Aksesuar olarak iş adamı, şucu bucu gibi görünen zevat, zerzevat bir kişilik sergilemeye başlıyor.

Bu kafanın, bu yaşam tarzının, bu yaklaşım şeklinin ve bu kazanma mantığının kadük kaldığını ve kalacağını tarih bize sayısız örnekleri ile önümüze koyarken, aklen malül olma sebebiyle hepsini heba ediyorlar…

Feyk kişilik sahibi olan bu zerzevat, ( hıyar ) kaporta olarak göz alıcı bir görüntü serdederken, sağ ve solunda ki soytarılar, çok yaşa kralım, çok yaşa kralım yarışına girmişlerdir. Öyle ya, kralların! soytarılar hep olagelmiştir..

Rezilane bir kazanma şekli olan bu tutum, zihnin kirlenmiş olması dolayısıyla hiçbir zaman utanç duyulacak bir tarz kabul edilmemiştir.

Ahlakı, Hukuku, vicdani, aklı kundaklayan bu zümre, parçalanmış bir şahsiyeti temsil ediyor olmasının yanı sıra, şahsiyetleri de parçaladığının farkında bile değildir.

Hayatın dört tarafı fırıldaklar tarafından işgal edilmiş…

YAZIYI PAYLAŞ!

YAZARIN SON 5 YAZISI
15Mar
12Mar
11Mar

Amerikan Sosyolojisi

10Mar
08Mar

Kandil mi?