İyi-kötü, doğru-yanlış, zengin-fakir tanımlamalarımız


Elbette bütün bu tanımlamalar birer sosyolojik tanımlama olmakta ve sosyolojik tanımlamalarımız da, içerisinde bulunduğumuz toplumun dinamiklerince belirginleşmektedir.
Bu tespiten yola çıkarsak, kişiden kişiye ve toplumdan topluma değişen sayısız tanımlama tiplemeleri ile karşı karşıyayız. Hatta öyle ki, toplumdan topluma var olan bu değişimden de öte, farklı iki toplumun tanımlamaları arasında da önemli açıklıklar vardır. İşte tam da bu devasa açıklık sebebiyle birbirimizi anlayamıyor ve ortak bir nokta da buluşamıyoruz. 
Bir toplumun Sanat diye tanımladığı bir obje, bir başka toplum için ucube, bir başka toplumun tanımladığı fakirlik bir başka toplum için insanın ve insanlığın ölüm noktasını oluşturabilmektedir.
Bu denli devasa farklılıkların ana kaynağını, herkesin kendi zaviyesinden bakıyor olması kadar, salt kendi sorununa odaklanmış olmasından da kaynaklanmaktadır. 
Batılı bir fakir için fakirlik kıstası, bir Afrikalı için zenginliğin, refahın doruk noktasını teşkil etmektedir. Her iki toplumun fertlerinin ulaştığı ile ulaşamadıkları arasında ki fark, her iki Ülke ve insanının aralarında ki farkın açık ve net parametresidir. 
Batılı bir toplum için doğru olan bir davranış, bir başka toplum için çürümenin kendisi olabilmektedir. Dolayısıyla her toplumun kendine özgü bir sosyolojik algısı, doğru ve yanlış paradigması vardır. Aradaki bu büyük açıklık dolayısıyla paket halinde alınmış yasalar, tüzükler, kurallar manzumesi, bir başka toplum için derin ve büyük yarılmalarında başlangıç noktasını teşkil etmektedir.
Bu denli büyük ayrışmaları damak zevklerine kadar indirgemekle beraber, günlük hayatta ki her türlü tüketime kadar görebilmekteyiz. Sizin için sabah kahvaltısı menüsü bir başka toplum için son derece itici bir öğün olabilmektedir. 
Her toplumun Dinsel bakış, inanç ve yorumlamasından tutunuz da, Coğrafik şartların sunduklarına kadar bir çok etken, toplumsal farkların kökenini teşkil etmektedir.
Kendi zaviyenizden bakarak Çin toplumunun tüketin alışkanlığına dair yapacağınız tüm saptamalar, bir Çin'li için hiç bir ehemmiyet ifade etmiyor olacaktır. Keza bir Çin'linin sizin kültürünüze dair yapacağı tanımlamalar gibi. 
Peki, İnsanlar ve İnsanlığın ortaklaşa durabileceği, ortak bir tavır ve tutum sergileyebileceği bir alan ve konu yokmudur?
Elbette vardır ve bu ortaklık, sayısız konuda kendisine alan da bulabilir pekala. Ancak bu birliktelik için evvela damaksal ve kültürel kodların uyuşmasından evvel ilkelerin, ahlakın, insanlığın ortak bir değer olarak benimsenmiş olmasıyla işlerlik kazanacaktır. 
İnsanlar; durdukları yeri, takındıkları tavrı, varlık ve yokluk, zenginlik ve fakirlik, doğru ve yanlış kıstaslarını yöresel değil, evrensel bir üst kimlik kazandırdıkları oranda hayatta kalma ve başarılı olma çıtalarını kendi leyhlerine çevirmiş olacaklardır. 
İşte tam bu anlam da küresel hegemostler için tehlike çanları çalacak, parçalanmış toplum teorisi yerini daha senkronize olmuş, İnsan ve İnsanlık profilinden bakan kitleler karşısında hiçleşeceklerdir.
Kollektif davranış biçiminin hakim olduğu bir Dünya, ben merkezli tavır takınmış bir avuç zümre için yaşanılacak yer olmaktan kurtulacaktır.

YAZIYI PAYLAŞ!

YAZARIN SON 5 YAZISI
15Mar
12Mar
11Mar

Amerikan Sosyolojisi

10Mar
08Mar

Kandil mi?