Birinci mekâle


بسم الله الرحمن الرحيم
الحمد لله رب العالمين والصلاة والسلام على رسولنا محمد
وعلى اله و صحبه اجمعين
أما بعد

I. türkiye ve malatya matbûâtındaki tecrûbeme dâir
Malatya matbuâtında neşr etdiğim, nethaber ve vuslat ğazetelerinde çıkan, kendim yazıb kendim okuduğum mekâlelerimden evvel, istanbul matbuâtında yazmışdım. 1416 (1996) senesinde resûl tosun hoca nın neşr etdiği yörünge mecmuâsında, ilk mekâlem neşr olunmuşdu. Bu mekâleyi müteâkiben, bir çok ğazete ve mecmuâda yazdım.

Malatya da, türlü vesîlelerle verdiğim beyânât hâricinde, fıkralar yazmağa nethaber ğazetesinde başladım ve vuslat ğazetesinde bitirdim. 1437 (2016) senesinde nethaber ğazetesine yazmağa davet etmişlerdi. Sonra ğaliba koğdular, fakat ben anlamadım. Halen de sormadım. Bu kayısı-haber sitesinde de koğulmazsam yazacağım bahslerden biri olan; “halk oyunları isimli, kızlı erkekli dionysos orgy”si benzeri rezaleti hicv etdiğim yazım niyeyse neşr olunmadı. Niye neşr olunmadığını ne sordum, ne de merak etdim. Bu hâdiseyi buraya kayd etmekden murâdım fikrimde sebatımın ‘alâkalılara ma’lum olmasıdır.

Bi’l-âhere, vuslat ğazetesinde yazdım. Bu ğazetede elhamdulİllah bir sansüre rastlamadım ve koğulmadım. Fakat meşğuliyyetim, muntazaman yazmama mâni’ oldu.
Kayserili ehibbamdan tevfik fikret beyin tavassutu ile, sanki ğazetede tahrîr eder gibi hatta ondan daha muntazam ve ciddi şeklde yazdığım bir whatsapp grubu te’sîs etdik. Bu ğrubun iştirâkcisi takriben kırk baba yigit arasında, bir çoğu yazmasalar da, mevcudiyyetleri hiss edilen muhavereler vesilesi ile tedavül eden efkar, yazma disiplinimi muhafaza etmeme vesile oldu.

İslami edebiyyat mecmuasını çıkaran merhum ali nar hocam, “Muntazam yazan adamla yazmayan adamın zihin terbiyyesindeki fark, yazdığı metnin selikasından belli oluyor” derdi. 
Whatsapp ğrubu tecrûbem, yeni digital usûl-i tahrîri anlamama vesîle oldu. Artık, benim gençliğimde şâhidi olduğum kağıt üzerine neşr devrinin, yeni bir şekle inkılâb etdiğini anlamış bulundum. Hatta bu whatsapp ğrubunda “zenbur” isimli; kendi matbu, eseri digital bir mecmuâ-yı hakîkî veyâ hayâlî mecmuâdan dahi bahs etdik. Bu projenin hayâli hâlen zihnimi süsler.

Elektronik tahrîr şeklinin, getirdiği ve götürdüğü istifâde cihetleri olduğu erbâbına ma’lûmdur. Vaktiyle türkceye “gutenberg galaksisi” diye terceme edilen, Marshall McLuhan ın “The Gutenberg Galaxy: The Making of Typographic Man” kitâbını mütalaa etdiğim zemân, matbuât te’sîri ile husûle gelen ictimâi, ferdî, zihnî değişikliklerin vus’ati üzerine düşünmek imkanım olmuşdu. Şimdi idrâk etdiğimiz devr, McLuhan ında tasavvur etdiklerinin ötesine geçdi. Evinde televizyon yok iken beş yaşını ikmâl eden son nesle mensûbum. Şimdi de korkarım ki matbuâtı yazılı metnler esâsında bilen son neslin yâdigârı olayım. Hâlen kitâb üzerinde okuyub kenârına kalemle yazmayı tercîh etsem de, pratik mülâhazalarla, neredeyse bütün tahrîrâtım elektronik vasatda mahfûz.

Kayısı-haber ğazetesinde (yoksa daha afilli olsun diye haber portalı mı demeliydim?) yazmak artık benim içün aşinâsı olduğum bir tarz-ı tahrîr. Fakat kalbim, mushâf-ı şerîfin tahrîr olunduğu kâğıt ve kalemde.

II. yazarken kullandığım lisân ve tahrîrde kendilerine tâbî olduğum hocalarım hakkında

Kullandığım lisân, kendi zihnî tecrûbemi ‘aks etdirir. İlk ğazete-mecmuâ yazım, “Yörünge” mecmuâsında çıksa da tahrîr hayatına girişim; -hâlen müslimânların bir çok ma’nâda en kıdemli muharrîri olan- muhammed şevket eygi bey in himmeti ile ilk kitâbımın 1416 (1996) senesinde neşri vesîlesi ile olmuşdu. Şevket bey, eşref edib beyin 1950 lerde neşr etdiği sebilu’r-reşâd mecmuâsına kadar uzanan, Müslimân ğazetecilik an’anesinin en mühimm bir mümessîlidir. Şevket beyden öğrendiğim bir dustûr; “Kısa yazmanın, uzun yazmakdan zor olması” idi. Kezâ hocam, benim yazma şeklimin anlaşılmakda külfetli olduğunu defaatle ihtâr etmşdi. Şevket hocanın yazıları hâlen sehl-i mümtenînin nesr numûneleri hukmundedir. Fakat şevket hocamın da makâmı geldiği zemân şikâyet etdiği üzere, bir çok kimseler onun yazılarının dahi “ağır” olduğunu ifâde ediyor.

Cenâb-ı Hakk hayrlı ömür ve hizmetinde devâm versin, kadir mısıroğlu bey, yazma şeklimi teşvîk ediyor fakat kendi meselâ ‘umûma hitâb eden bir neşriyyâtda bulunursa bunu îcâbında sâdeleşdirerek neşr etmekde beîs görmüyordu. Çünki kadir hocanın kıymet verdiği en mühimm husûslardan bir anlaşılabilirlikdi.

Türkiyeye döndüğü günden beri, hattâ almanyada hicretde iken mülâkî olduğum, Türkcesi mecmuâsının nâşiri, ahmed selâmî bey, tarz-ı tahrîrimle ‘alâkadâr karşılıklı tam râzı olduğumuz bir Müslimân. Bu husûsda onunla tam muvâfık düşen meşrebimizin türkiyyedeki mümesîli, bedi’u’z-zemân hazretleri idi.

Tanıdığım üç fesli ‘osmânlı efendisi olan bu hocalarımın tarz-ı tahrîr an’anesine mensûbum. Ya’ni yazdığım lisân, bir nev’ osmanlıcadır. Bu elbette kadîm osmanlıca değildir. Fakat aslâ bana TC mekteblerinde ta’lîm edilen cumhûriyyet dili değildir.

Dilimi cumhûriyyet mekteblerinin curûfâtından, tilciklerinden, zihnime yapışan fikr sülüklerinden temizlememe yardım eden iki üstâdım: üstâd bedi’uz-zemân hazretleri ve üstâd necîb fazıl dır. Bu Müslimânlardan dînimi ve dilimi öğrendim. “Ehl-i sünnet olmak ne demekdir?”, evvelâ bu zevâtın âsârından istifâde ile ta’lîm etdim.

Frenk dilinde idiolect ta’bîr olunan, husûsî ve şahsî lehcemin tahrîrî an’anesi bu olmakla berâber; telâffuzumun aslını malatya-çırmıxtı ağzı teşkîl ediyor. Bütün tahsîl ve ta’lîm hayâtım boyunca, istanbul ağzı diye yutdurdukları “TRT ağzı” ve bunun savtî zevkinden ikrâh etdim. Ta’lîm etdiğim arabca ve farscanın te’sîri ile, okuduğum türkce veya türkiyece metnlerin telâffûzunda; ‘osmânlı uslûbu ile ve medrese ağzı ile olan bir şekli ihtiyâr etdim.

O hâlde, “Bu kayısıhaber ğazetesinde yazacaklarımın her kes tarafından anlaşılıb anlaşılmaması diye bir mes’elem olmadığını” beyân ile ma’zûrum. 

III. kullandığım imlâ hakkında

Kullandığım lisânın husûsiyyetleri bahs etdiğim şeklde olduğuna nazaran, imlâmın da türkiyede hâlen cârî olan TDK imlâsına reâyetkâr olmadığını ifâde etmek isterim. Türkiyede Devlet-i ‘âliyyenin tahrîbi ile ihdâs olunan rejimin İslâm harflerinin yerine bu cenâbet harfleri ikâme etdiği ma’lûmdur. Elifbâ inkilâbı denilen bu cinâyeten daha beteri, adı bile koyulmamış bir imlâ inkilâbı oldu. Çünki bu sûretde, İslâm harfleri ile türkce yazmanın önü kesildi. Artıq Müslimânlar, İslâm harflerini öğrenseler bile bu inkilâb yüzünden İslâm harfleri ile türkce yazamaz, yazdılarsa kendi yazdıqlarını oquyamaz oldular. Benim tercîh etdiğim imlâ, İslâm harfleri ile yazmağı tervîc eden, buna en yakın bir imlâdır. Tafsîline bu mekâle kâfi gelmez. Fakat ne içün hâl-i hâzırda cârî olan, “12 eylül TDK imlâsı”nı esâs almadığım suâlinin kısaca cevâbı budur.

IV. kayısılaşma fenomeni hakkında

Vaktiyle kayısılaşma vakıasının malatyanın en büyük marazı olduğunu istihzâ ile homo malatyicus denilen, beyin yerine ortadan bölünmüş kayısı bulunan bir canlının malatyada hukm sürdüğünden bahs etmişdim. Şimdi isminde kayısı olan bu haber sitesinde mahir beyin himmeti ile yazıyorum. Yoksa kayısılaşma bana damı sirâyet etdi?
Cenâb-ı Hakk, istikâmetden şaşırtmasın.
والسلام

21V1440

YAZIYI PAYLAŞ!

İlk Yorum Yazan Sen Ol!


YAZARIN SON 5 YAZISI
28Oca

Birinci mekâle