Stratejik derinlik mi!


Değerli Okurlar, son zamanlarda yaşadıklarımız ortada. Herkesin öyle ya da böyle bu durumlara nasıl ve neden geldiğimiz ile ilgili doğru, yanlış bir sürü yorumu var. Ama sonuç, içinde bulunduğumuz durumun vahameti ve ülke olarak yalnızlığımız gerçeği! Cumhuriyet'in kuruluşundan AKP iktidar oluncaya kadar geçen zaman diliminde Dışişleri Bakanlığı'nın dünya diplomasisindeki yeri her zaman en üst düzeydeydi. AKP'nin iktidar olmasıyla bu bakanlığa yapılan, dışişleri eğitimiyle yetişmemiş, özelliği sadece yandaş olan atamalar sonucunda Türkiye'nin dış siyasetinin geldiği nokta ortada. Hani Monşerler diyordunuz ya, işte onlardan biri olan Sayın Büyükelçi Süha Umar, 2012 yılında o dönemin Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu'na akademik ders niteliğinde bir mektup yazmış.

“Kardeşim Davutoğlu!

Yaşça da, meslekte de ağabeyiniz sayılırım. Biliyorum dış ilişkilere meraklısınız. Kitap da yazmışsınız. Uzun cümleleriniz nedeniyle kolay olmadı ama okudum. Ama korkarım siz dış politikaya hala çok uzaksınız. Ancak size hayranlık duymamak da elde değil. Konuya bu kadar uzak olup, bu kadar bildiğini zannetmek, bu kadar, “bilmeden uygulamaya kalkmak” az cesaret değil… Görüyorsunuz, bildikleriniz doğru değil, hele uygulanabilir hiç değil!

Hemen kızmayın! Kaybettikçe sinirlenmek normal olsa da, “oyun kuran”, “dünyaya akıl veren” devlet adamı sinirlenmez. Bu diplomasinin de ilk
kuralıdır. Korkarım siz bunu da, diplomasi dilini de bilmiyorsunuz.

Bosna Hersek için oy istediğiniz NATO ülkelerinin bakanlarını “katliam” ve “soykırım”la suçlamak olmaz! Size oy verse, döndüğünde işinden olur.

AB, Türkiye’nin Suriye konusundaki tutumunu “anlayışla karşıladığını” söylerken, “Susun, Türkiye başını derde soksun!” diyor!

Hepimiz dine saygılıyız.

Farkımız; biz, dini devlet işine karıştırmayız…

“Batılı” bizim için “gavur” veya “kafir” değil, sadece örneğin, “Amerikalı, Fransız, Alman vs.”dir. Din gözlüğüyle bakınca bu devletlerin dış politikasını anlayamıyorsunuz. Hepsi “Hıristiyan”dır ama esas olan “Ulusal Çıkar”dır. “Tartışmaya Açılmalıdır” dediğiniz “Ulusalcılık”, Batı’nın önde gelen ilkesidir. Gerektiğinde AB içinde bile herkes bildiğini okur.

Batılı meslektaşlarınız adam kullanmak konusunda çok beceriklidirler: “Ahmet! şu bizim İran’da tutuklu gazetecilerimizi kurtarıver” derler ama sizi Ortadoğu konusundaki toplantılara davet etmezler. Hin oğlu hinler. Hem adamlarını kurtarırlar hem de sizi, “Batı’nın adamı” durumuna düşürüp, bir taşla iki kuş vururlar.

Korkarım siz Ortadoğu’yu da bilmiyorsunuz. “Osmanlı” Ortadoğu’da en “Türk dostu!” ülkelerin bile korkulu rüyasıdır. Yöneticilerinin çoğu kendilerini Peygamber sülalesine bağlarlar ama sizi bu bile kurtaramaz. Ortadoğu’ya asker göndermeye kalkışıyorsunuz! Tarih de bilmiyorsunuz. Osmanlı atalarımız bölgeyi altı yüz yıl; üç beş subay ve bir avuç askerle yönetmişlerdi. Arapların aralarındaki sorunlara karışmayarak, bölgeye yeni düzen vermeye çalışmayarak…

Siz Suriye ile İsrail’in arasını bulmaya, Müslüman Kardeşler’i iktidara getirmeye, ülkeleri kimin yöneteceğine karar vermeye, Hamas ve Meşal’i desteklemeye kalkışıyorsunuz!

Müslüman Kardeşler başa gelince Türkiye’yi lider mi seçecekler? Böyle olmayacağını daha şimdiden aldıkları tavırda, sözlerinden anlayamıyor musunuz?

Türkiye’nin yaşamsal çıkarına aykırı olduğunu çocukların bile bildiği, İran’ın nükleer programına zaman kazandırıyorsunuz. Yanınıza aldığınız
Brezilya; Suriye’de, Rusya ve Çin ile birlikte size ters düşüyor!

Balkanlar’ı dağ-bayır bildiğinizi söylüyorsunuz! Dağ bayır bilmek çobanlarla avcıların işidir. Dışişleri bakanlarının tarih, sosyoloji, kültür vs. bilmesi gerekir.

Balkanlar’ı bilseydiniz, Saraybosna’da; “Balkanlar’da Osmanlı Mirası” konuşması yapar mıydınız? Balkanlar’da da en korkulan düşüncenin “Osmanlıcılık” olduğunu bilmeden bölgeyi nasıl bileceksiniz? Unutmayın, siz o konuşmayı, Prof.Dr. Davutoğlu olarak değil, Türk Dışişleri Bakanı olarak yaptınız. Aradaki farkı göremiyor musunuz?

Balkanlar’ı bilseydiniz, bizim Diyanet İşleri Başkanı dururken; Batı tarafından “Avrupa Müslümanlarının lideri” olarak sunulan El Ezher çıkışlı, ABD-AB destekli Bosna Müftüsü Mustafa Ceriç’i desteklemezdiniz.

Balkanlar’ı bilseydiniz, her türlü tehdide en açık, Batı’nın ilk fırsatta eritilmesinden yana tavır koyacağı Boşnakları, kendi elleri ile yok olmaya götürecek olan “Bosna Hersek, Karadağ ve Sırbistan Boşnaklarının tek bir devlet kurmaları” söyleminin takipçisi, her yönden kuşkulu bir Sancak Müftüsü üzerine politika kurmazdınız. Son iki yıldır, Batı Balkan politikasını Diyanet İşleri Başkanına bırakmazdınız.

Kitap yazarken masa başında ahkam kesmişsiniz! Dışişleri Bakanı olduktan sonra da Büyük Arnavutluk projesinin sadece Balkanlar’da değil, bütün Avrupa’da herkesin tüylerini diken diken ettiğini anlamadınız mı? Sizce Batı, Kosova’da neden Sırp azınlığı bıraktı?

2008’e kadar sırt çevirdiğiniz Sırbistan’ın; Türkiye’nin “doğal müttefiki Boşnakları” korumanın koşulunun bu ülke ile iyi ilişkiler kurmak olduğunu hiç düşünmediniz mi? Sırpların Bosna’da yaptıklarının insanlık açısından yüz karası olduğu, unutulmayacağı tartışmasızken, “devlet adamı”na düşenin, “bir daha tekrarlanmaması için önlem almak” olduğunu da mı bilemediniz? Kimse size, Osmanlı’nın/Sokollu’nun, Yunan Ortodoks Kilisesi’ni; “Sırp Ortodoks Kilisesi” kurarak nasıl dengelediğini anlatmadı mı? Türkiye Sırbistan ile yakınlaşınca, ABD’nin telaşını görmek de mi hiçbir anlam ifade etmedi?

Yunanistan ile “egemenlik” sorunlarının; “sıfır sorun” politikası ile çözülebileceğine gerçekten inandınız mı? Denktaş’ı devirip, Kıbrıslı soydaşlarımıza kabul ettirdiğiniz Annan Planı’nın; “Alınan alınmıştır, şimdi gerisine bakalım” yaklaşımı ile anında rafa kalkmış olması da mı size bir şey anlatmadı?

Ermenistan ile protokol yapmaya bu kadar hevesli olmanın gerekçesi neydi? Parlamentolarda Ermeni kararları daha da hızla ve artarak çıktı, değil mi? Sorunu bu kadar anlamamak kimseye nasip olmaz!

“Pro-aktif dış politika”, “Siz istemeseniz de ben vereceğim!” demenin Arapçası mı?

Düşündükçe aklıma neler geliyor? Yazsam sizin kitaptan kalın olacak!

Gelin siz; diplomasi, dünyaya yön vermek, bölgelere düzen getirmekten vazgeçin! Bakın sizi istediği gibi yönlendiren ABD bile bunu başaramadı. Dünyayı kurtarmak sevdasından vazgeçerseniz inanın önce Türkiye, sonra dünya rahat bir nefes alacak! Bundan büyük hizmet mi olur?”      31/10/2012

Alın size STRATEJİK DERİNLİK!!!!!!

SON SÖZ: Anadolu'da derler ki EKMEĞİ, EKMEKÇİYE VER. BİR EKMEK DE ÜSTE VER.

Kaynak: Sözcü

mesutparlak@sozcum.com

YAZIYI PAYLAŞ!

İlk Yorum Yazan Sen Ol!

YAZARIN SON 5 YAZISI
18May

19 Mayıs doğumluyuz hepimiz

16May

Malatya Nobel'e aday mı oluyor?

14May

Şemsiye

10May

Dünyayı bilim yönetiyor

04May

65 yaş üstü gençler