Oku...


Değerli Okurlar, “Kutsal Kitabımızı konuşma dilimizde okuyalım” başlıklı bir önceki yazım için geri dönüşler mutluluk vericiydi ama bazı geri dönüşler de bir o kadar düşündürücüydü…

Düşündürücü diyorum çünkü okuyucum diyor ki “yukarıdan nasıl geldiyse o”.  Tabii ki de öyle. Dediğinin aksini söyleyen yok ama gelen kutsal kitabın dili benim bildiğim dilde değil. Bu durumda da içinde ne yazdığını ancak kendi dilimde okursam öğrenebilirim.137 bin kişilik kadrosu olan Diyanet'in içinde okuduğunu (Arapça) anlayan kişi sayısı o kadar az ki!.. İddia edildiğine göre bu oran yüzde 2'yi geçmiyormuş.

Öncelikle konuya çok yalın bir dil ve örnekle girmek istiyorum. Üniversite sınavında İngiliz Dili ve Edebiyatı'nı kazandınız, kaydınızı yaptırdınız. İlk öğrenmeniz gereken İngilizce'dir. Ama öyle derdini anlatacak kadar basit bir İngilizce değil, önünüze gelen 18. Yüzyıl romanı ile 19. Yüzyıl romanını ayrı ayrı anlayacak ve çözümleyecek kadar o dile hakim olmanız gerekir. Olması gereken budur. Çünkü siz ileride bu konuda yetkin kişi sayılacak ve bilginizi paylaşacaksınız. Yani öğrenmek isteyenlere doğruyu sizler öğreteceksiniz. Konuya ne kadar hakim olursanız, sizin aracılığınızla yayılacak bilgi de o kadar doğru olacaktır.

Şimdi gelelim Kutsal Kitap konumuza… Bir önceki örneğimden yola çıkacak olursak, Arapça gibi zengin bir dille yazılmış olan Kur'an-ı Kerim'in, bize donanımlı ilahiyat eğitimi almış akademisyenler tarafından yorumlanması lazımdır. ÇÜNKÜ kimse gelip de “Ben, Charles Dickens'ın Büyük Umutlar romanına göre yaşamımı şekillendiriyorum” demez ama “Ben Kur'an-ı Kerim'e göre yaşıyorum” diyebilir. O ZAMAN, yaşamınızı şekillendiren kitabınızı çok iyi ÖĞRENMEKLE YÜKÜMLÜSÜNÜZDÜR. Hele de inzivaya çekilip bir dağda tek başınıza yaşamayacak, sosyal hayatın içinde yer alacaksanız. Nerede kaldık, kitabınızı öğrenirken de bu konunun eğitimini eğer siz almıyorsanız, bu konuda akademik kariyeri çok iyi olan yani  öyle kulaktan dolma, anam babam usulü değil, gerçekten iyi bilenlerden öğrenmeniz şarttır. Nitekim rahmetle andığım, İstanbul Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Kurucu Dekanı ve Türk İslam Felsefesi Profesörü Dr. Yaşar Nuri Öztürk “Esas hatim anladığın dilde Kur'an okumaktır” demiştir.

YANİ, ibadetinizi Türkçe yapın, DEMİYORUM! İnandığınız inancın kitabını kendi dilinizde okumanızı ve öğrenmenizi tavsiye ediyorum. Kaldı ki, dua, namaz ve ezan, Kur'an'ın kendi lisanında, verdiği hissiyatla, enerji ve tınıyla bambaşkadır. Sihirlidir o sözcükler.

Yüce Kur'an, OKU diye başlar ve dünya yaşamı için indirilmiştir. Ahiret için değil. Aklını kullanmanın, öğrenmenin, bilimin, adaletin, güzel ahlakın önemini her satırında vurgular. O zaman bizim bilgimiz bize yeter deyip kenara çekilmek ne kadar doğrudur?

Yönetenler, ülkenin durumu belli. Halkımız, ekonomi, salgın hastalık, hukuk ve bilumum sıkıntılarla boğuşurken, şu din konusunu pişirip pişirip önümüze getirmeyin. Çekin şu siyaseti İslam'ın üzerinden. Sizler, gücünüz yetiyor ve elinizden geliyorsa geleceğimizi aydınlatmaya odaklanın.

SON SÖZ: “Laik hükümet kavramından dinsizlik manası çıkarmaya çalışan fesatçılara fırsat vermeyiniz.” Mustafa Kemal Atatürk

Kaynak: Sözcü

mesutparlak@sozcum.com

YAZIYI PAYLAŞ!

İlk Yorum Yazan Sen Ol!

YAZARIN SON 5 YAZISI
29Oca

Selahattin Gürkan

21Oca
15Oca
10Oca

Tek yolumuz var Türkiyem

05Oca

Doktorlukta liyakat esastır