Dünya büyüğü nasıl olunur?


Değerli Okurlar, hepimizde mutsuzluk, keyifsizlik ve daha da kötüsü umutlarımızı yitirmiş bir ruh hali mevcut. Bu halimizin sebebine Covid mi son tuğlayı ekledi yoksa ülkemin içinde bulunduğu koşullar mı, inanın bilemiyorum. Ama içinde bulunduğumuz bu ruh halini, ne ben kendime, ne de Yüce Türk Ulusu'na yakıştırıyorum. Okuduğum alıntılardan birini sizinle paylaşıyor ve soruyorum, Ulu Önder'imin bir kez bile pes etmediği o imkansızlıklarla dolu kısa hayatında, bizler nasıl umutsuzluğa düşebiliriz?

“Stalin’in SSCB’nin başında olduğu dönemde SSCB’nin Ankara Büyükelçisi ünlü bir diplomat olan Karakan’dı.

Sovyet devriminin yıldönümlerinden birinin sabahında (Yanılmıyorsam 1935) Stalin son derece sivri, anlamsız ve onur kırıcı bir demeç veriyordu.

Bu demecinde aynen şunları söylüyordu:

“Herkes bilsin ki, Rus milleti; Boğazlar ve Ardahan’ı ele geçirme arzusundan asla vazgeçmeyecektir.
Çok yakın bir zamanda bu davamızı halletmiş olacağımızı müjdeliyorum.”

Aynı gece Sovyet Büyükelçiliği’nde de ihtilalin yıldönümü kutlanıyordu.

Atatürk, gece yarısına doğru Stalin’in bu rahatsız edici demecinden rahatsız oluyor ve emrediyordu:

-Arabayı hazırlayın gidiyoruz.

-Paşamız bu saatte nereye gidecekler?

-Sovyet Elçiliği’ne…

Ekibin etekleri tutuşur.
Çünkü olayı kavrarlar.

İçlerinden birisi Gazi’ye:

-Paşa Hazretleri nasıl olur?
Protokolsüz mü?
Siz Devlet Başkanısınız, protokolsüz nasıl gidersiniz?

-Ben protokol falan dinlemiyorum çocuk.
Stalin vatanımın topraklarına göz dikmiş, sen bana protokolden söz ediyorsun.
Hazırlayın arabaları!

Ulu Önderimiz ve arabalar hazırlanır.
Gazi ve ekibi Sovyet elçiliğinin kapısına dayanır.

Ulu Önderimiz yüzü asık bir şekilde yukarı çıkar ve o sırada içeride büyük bir balo vardır.

Gazi kendisini karşılayan Büyükelçi Karahan’ı görünce,

“Merhaba Karahan” der ve sert bir şekilde söze devam eder:

“Ajanstan öğrendiğime göre Başkanınız Stalin, Ardahan ile Boğazlar’ı istemiş, kararı katıymış.

Pek yakın bir gelecekte bu kararını uygulayacakmış.
Tam böyle söyleyip söylemediğini bilemem ama buna benzer şeyler söylemiş.
Tabii bu konuşmanın bir kopyası sende vardır.
Getir bakalım şunu da işin aslını faslını iyi anlayalım.”

Gazi metnin o kısmını kelime kelime tercüme ettirir.
Konuşma ajanstan geçen metin ile aynıdır.

Gazi sorar:

“Karahan, elçiliğin telsizinden derhal Stalin’i bulduracaksın.
Başkanın tükürdüğünü yalayacak, yalamazsa ben yapacağımı bilirim.

Bu cevap bu gece gelecek çünkü benim senin Başkanınınkinden daha önemli bir kararım var.
İstediğim cevabı almadan elçiliğinizden dışarı adım atmam.
Eğer cevap istemediğim şekilde gelirse, bil ki buradan çıkıp doğru Rus sınırına gideceğim.”

Karahan çaresizlik içinde telsizin başına koşar ve Gazi’nin söylediklerini aynen nakleder.

Stalin’den gelen cevap Atatürk’ü tatmin eder çünkü cevapta aynen şöyle söylenmektedir:

“Stalin sürçü lisan eylemiştir.
Boğazlar ile Ardahan’ı almak gibi bir arzusu kesinlikle yoktur.”

Gazi cevabı okuduktan sonra Rus Büyükelçisi Karahan’a hitaben:

“Karahan seni geri çağırırlar ve yaşatmazlar.
Uzun süredir tanışıyoruz, istersen bize iltica et!”

Karahan bu teklife olumsuz cevap verir ve cevabı telgraftan hemen sonra bir telgrafla geri çağırıldığını hatırlatarak:

“Teşekkür ederim.
Sizi tanımış olmam bile yeterlidir.
Yarın memleketinizdeki görevim sona eriyor.
Yarın hareket edeceğim.”

Gazi fazla ısrar etmez ve Çankaya’ya geri döner.

On gün sonra şöyle bir haber gelir.
SSCB’nin eski Ankara Büyükelçisi Karahan fırında yakılmak suretiyle idam edilmiştir.

SON SÖZ: “İki tip vardır şu hayatta
Kimi “kendi sorununu” çözer, kimisi “sorunun kendisini” çözer “ (Alıntı)

Kaynak: Sözcü

mesutparlak@sozcum.com

YAZIYI PAYLAŞ!

İlk Yorum Yazan Sen Ol!

YAZARIN SON 5 YAZISI
29Oca

Selahattin Gürkan

21Oca
15Oca
10Oca

Tek yolumuz var Türkiyem

05Oca

Doktorlukta liyakat esastır