Bir Serkan gecesinin analizi


Merhaba...

Ömrüm, günüm, gücüm yettiğimce, editörler izin verdikçe Kayısı Haber’de hayata, sağlığa, spora, politikaya, Malatya’ya (belki de aşka) dair bir şeyler paylaşacağım. Neler yazmayı planlarken klavyemin ucuna Konya’dan bir talihsiz adamın dramı düştü.

Konyaspor-Yeni Malatyaspor maçını izlemek üzere oturdum divanın ucuna.  Daha yerim ısınmamışken bir kalecinin başına gelebilecek en dramatik olaya şahit oldu gözlerim.

“Akıl tutulması nedir?” deseler o an anlatılır. Basiret bağlanması deyince bu olay örnek verilir.

Öğretmenler öğrencilerine öğüt verirken “işinize konsantre olun, yoksa Serkan Kırıntılı gibi olursunuz” der artık. 

Efendim, olay şöyle gelişti: Konyaspor maça başladı, top Malatyaspor’a geçti. Top Konyaspor ceza alanına doğru şişirildi. Adis Jahoviç’in geldiğini gören kaleci ileri çıktı, topu kafayla uzaklaştıracaktı,  ancak top yerden sekerek beklediğinden daha fazla yükseldi; o anda zaman durdu, Serkan bilincini kaybetti, arkasına düşecek topu ceza sahası dışında karpuz tutar gibi tuttu. 

Artık maçın 20. saniyesinde ceza alanı dışında topu tutup hakem elini kırmızı karta götürmeden kendi cezasını kesip kenara yönelen,  utanç içinde ve ağlamaklı bir kaleci vardı. Bir de verilen frikik de gol oldu, tarihe geçti Kırıntılı. Artık Kırıntılı sayesinde Konyaspor da sıkıntılı olmuştu. Maç 5 dakika geç ve Konyaspor 10 kişi olarak başladı resmen. Çünkü Serkan maçın başladığını idrak edememişti. O kendini halen ısınma hareketlerinde takımın malzemecisinin çektiği şutu kurtarıyor olarak tasarlıyordu. 

Seçimlerin meşhur bir sözü vardı hani:

“Hiçbir şey olmazsa bile kesin bir şeyler oldu” 

Bazen araç sürerken dalarsın, kendine geldiğinde bir sürü yol gitmiş, bir-iki kırmızı ışık atlamış olursun ya onun gibi bir şeydi o an. 

Serkan maç öncesi neler yaşamıştı acaba? Kimle tartışmıştı, çocuğu mu hastaydı? Konya şekeri ikramını kıramayıp, şekeri fazla kaçınca hipoglisemiye (reaksiyonel şeker düşmesi) girmiş olabilir miydi?

Aykut Kocaman fırçanın dozunu biraz fazla mı kaçırmıştı? Hangi varoluşsal buhranı yaşıyordu ki? Belki de futboldan sıkılmıştır, futbolun bir anlamı olmadığına ve bunca yılları boşa harcadığına kanaat getirmiş de olabilirdi. Futbol hayatını böyle unutulmayacak bir finalle de bitirmek istemiş olabilirdi. Ya da bir düğüne yetişecektir, erken çıkmak istemiş de olabilirdi. 

Buradan biraz da kaleciler üzerinden gidelim. Mahalle maçlarında hep iyi oynamayanları,  sakar, beceriksizleri kaleci yaparlar ya. O zamandan beri ruhsal travmaya uğramıştır bu adamlar, yalnız kişilerdir. Diğer arkadaşlarının gözünde vezir de olabilir, rezil de. Aslında çabuk karar verme, refleks, hızlı reaksiyon, soğukkanlılık gibi yöneticilerde olması gereken özellikleri alır kaleciler. Kaleci önündeki savunmasını iyi yönettiği kadar iyidir. Kaleci oyuncularına verdiği güven kadar maçı kurtarabilir. Yani kalecilik mesleği bir kişisel gelişim kursudur. Ne yazık ki Serkan bu kursun diplomasını 34 yaşında çöpe attı. 

Hayat bizi de bazen kaleci yapar. Bazen en yakınındaki sana kelek atar, keleği doksandan çıkarırsın.

Sevdiğin sana geri pas verirken golü yiyebilirsin, buna rağmen hayatın hep durumu kurtarmakla geçer.

Bazen topu kafanı direğe çarpma pahasına uzanırsın ki başkaları gol atabilsin. İş hayatında uyanığın teki ellerine yatarak penaltı almaya çalışır, bazen hakem de bunu yutar, üzülürsün. Sen kurtardıkça şutu atmaya devam ederler, kurtarırsın şutları ama Serkan’da olduğu gibi bir anlık…Neyse.

Bu maçta kalecimiz Farnolle oldukça iyiydi. Kaleciler duygusal adamlardır ya. Farnolle’e rastlayan bir sorsun bakalım: Empati kurmuş mu acaba maçta? Meslektaşının bu şanssız durumuna üzülmüş mü?

Yoksa için için sevinmiş mi? İşte bilemiyorum, kafamda böyle deli sorular.

Bir kaleci üzerinden psikanalize giriyorum ben de. İlk yazıda fazla uzatmayayım. Bundan sonra çok daha değişik konuları ti’ye almak, ya da felsefesini yapmak ümidiyle. Hayat devam ediyor. 

mturfandam@gmail.com

YAZIYI PAYLAŞ!

Yazıyı Yorumla

Yorumlar / 2

  • Mutlu AYKIR | 22 Ekim 2019 21:43

    Güzel bir tespit güzel bir analiz, kaleminize sağlık hocam..

  • Sedat Muzoğlu | 22 Ekim 2019 12:01

    Çok güzel bir hayat dersi vermişsiniz tebrikler...

YAZARIN SON 5 YAZISI
24Şub

Adınız geliyor aklıma

14Şub

Yeğencilik

03Şub

Bu da unutuluyor

16Ara

Sabreden kazanır

06Ara