Yöneticiler ve Halk


Yüzlerce yıl önce toplumları yönetenler yetkilerini Tanrı’dan aldıklarını söylerlerdi. Oysa günümüzde, halk, kendini kimin yöneteceğine kendisi karar veriyor. Bu tercihin adına demokrasi deniyor. 

Yöneticilerin görevi halkına refah sağlamaktır. 

Refah, maddi hususları ifade eder. Daha fazla para, güzel bir ev, çalışırken zevk alınacak bir iş, daha özgür bir yaşam için bir araba, sağlık hizmeti … gibi gözle görülür ve elle tutulur şeylerdir.

Çeşitli vesilelerle halktan vergi, harç veya bir başka ad artında paralar toplanır ve bu paraların bir bölümü halkın ihtiyaçlarını karşılamak için harcanır. 

Yönetim işi hem zevklidir, hem de meşakkatlidir. 

Yönetim bir bilim dalıdır ve ilkeleri vardır. 

Yönetim tecrübe ister, yönetim bilgi ister, yönetim karakterli yönetici ister, yönetim geleceği okuyabilme yeteneği ister. 

Demokratik toplumlarda yöneticinin sınırları bellidir. Yaptığı ve yapamadığı konularda halka karşı hesap verir. 

Buna karşın Türkiye’de devlet yönetimi, sorumsuzca bir yönetim ve bir zenginlik aracı olarak görülmektedir. 

Bununla birlikte; devleti yönetmek üzere halkın vekili olarak seçilmiş olan insanlar, toplumun ortak paydasını ifade ederler. Hırsız bir toplumun temsilcisinin hırsız, çalışkan bir toplumun temsilcisinin çalışkan, milli menfaatlerine düşkün bir toplumun temsilcisinin milli olacağı aşikardır. 

Dolayısıyla seçilmiş yöneticilerden beklentiler de toplum yapısına uygun bir paralellik gösterecektir.

Toplum, seçtiği yöneticilerden devletin kaynaklarını kullanarak kendilerine refah sağlamalarını istemeleri gerekirken manevi alana girip din ve iman edebiyatı yapanlara rağbet göstermektedirler.

Oysa seçilmiş yöneticinin görevi, halkına manevi tatmin sağlamak değil, maddi unsur sağlamaktır.

Ancak toplum, manevi anlamda din talep ettiği sürece yöneticiler de kendi asli görevlerini bırakıp topluma din- iman servis etmektedirler. 

Bu sürecin batı toplumlarında olduğu gibi normale döndürülebilmesi için halkın eğitimine önem verilmesi gerekmektedir. Buna karşın günümüzün hükümet destekçileri halkın cahil olmalarını kendileri için avantaj olarak görmektedirler. Örneğin Zaim Üniversitesi Rektör Yardımcısı Bülent Arı, "Okuma oranı arttıkça beni afakanlar basıyor, ben her zaman cahil halka güvendim" demiştir. Çünkü onları cahiller ödüllendirmektedir. 

Eğitim, fakir insanların tek çıkış yoludur. 

Bununla birlikte eğitim konusu uzun vadeli bir konudur. Buna rağmen aileler buna yönelmelidir. 

“Okuyanların durumu ortada” gibi moral bozucu ifadelerin bir geçerliliği yoktur. Ben okumuş olanlar eninde sonunda hak ettikleri ödülü aldıkları kanaatindeyim. 

2020 yılı itibariyle, ülkemizde ‘siyasi bir desteği olmadığı için hak ettiği bir yere gelememek’ geçici bir durumdur. En kısa zamanda bu olumsuzluktan kurtulacağımıza inanıyorum. 
 

ahkucuksahin@gmail.com

YAZIYI PAYLAŞ!

İlk Yorum Yazan Sen Ol!

YAZARIN SON 5 YAZISI
15Ekm
09Ekm

Yöneticiler ve Halk

30Eyl
17Eyl
08Eyl

Gündüzbey’in Üzüm Kültürü