Şark Meselesi ve Lozan Barış Anlaşmasının Anlamı


Mustafa Kemal’in belirttiği gibi, “Tarih toplumların hafızasıdır. Geçmişini bilmeyen ve onun üzerinde bilinçli bir şekilde kafa yormayan uluslar, geleceklerini tayin edemezler.” 

Birinci Dünya savaşından yenilgi ile çıkan Osmanlı İmparatorluğu, Mondros Ateşkesi ve ardından imzaladığı Sevres Barış Anlaşması’yla tarih sahnesinden yok olmuştur. 

Şark Meselesi; Osmanlı İmparatorluğunun gerilemesi ve kademeli bir şekilde dağılması için “Batılılar” tarafından kullanılan bir terimdir. Başka bir ifadeyle, Osmanlı İmparatorluğunun toprak bütünlüğünü korumadaki aczi ile başlayan sürecin bir ifadesidir. 

Ortaya çıkan bu durum, Avrupa ve İngiltere diplomasisinin “Şark Meselesi” adı altında yüz yılı aşkın bir süre odak noktası haline gelmesine neden olmuştur. 

Kırım Savaşı sonrası yapılan 1856 Paris Anlaşması’ndan Birinci Dünya Savaşı’nın patlak vermesine kadar, Avrupa siyasetindeki ana krizlerin birçoğu “Osmanlı topraklarının olası, olanaklı ya da gerçekten var olan bir paylaşılma tehdidine” dayandırılmıştır.  

Osmanlı İmparatorluğu’nun anavatanı olan Anadolu; İstanbul, Boğazlar ve başkentin ötesindeki Avrupa Türkiye’si ile birlikte geleneksel olarak Şark Meselesinin çekirdeğinde yer almaktaydı. 

Mustafa Kemal liderliğinde Anadolu’da örgütlenen Milli Mücadele, Müttefiklerin (İngiltere, Fransa, İtalya) Şark Meselesi için öngördüğü çözümü (Sevres Barışı) reddederek Mondros’un yerine Mudanya Ateşkesini, Sevres’in yerine de Lozan’ı koymasıdır. 

19 Mayıs 1919 tarihinde başlayan ve Türk kuvvetlerinin Yunan ordusu karşısındaki belirleyici zaferi ile, Milli Mücadele’nin ilk safhası kazanılmış, 

Türk ordusunun Çanakkale’ye kadar başarıyla ilerlemesinin ardından toplanan Mudanya Konferansı’yla, uzun savaşın ikinci safhası da tamamlanmış, çatışmalara son verilmiş ve Lozan barış müzakerelerinin yolu açılmış,

Lozan’da üçüncü safha yani diplomasi başlamıştır. Böylece inisiyatif askerlerden diplomatlara geçmiştir. 

Dolayısıyla Lozan Barış Anlaşması, Milli Mücadele’nin bir parçasıdır, yani son parçasıdır. Mustafa Kemal’i ve ona destek verenleri karalamak ve kötülemek isteyenlerin Lozan’a saldırmaların asıl nedeni budur. 

Milli Mücadele süresince de var olan iç cephede çatışan zihniyetler; üç kıtaya yayılmış koca İmparatorluğu bir avuç toprak parçasına dönüştürmüş, devletini borç batağına sürüklemiş, insanını bozuk para gibi harcamış ve cahil bırakmış olan köhnemiş saltanat zihniyeti ile devlet yönetimini milli değerler çerçevesinde düşünen Milli Mücadele zihniyetidir (Milliciler, Kemalistler).  Bu iki zihniyet, yüz yıldır, Türkiye’de mücadele halindedir.  

ahkucuksahin@gmail.com

YAZIYI PAYLAŞ!

Yazıyı Yorumla

Yorumlar / 1

  • Tamer | 30 Ekim 2020 14:29

    Ahmet bey yazınız eksik kalmış başlıklar halinde hatırlatayım 1.filistin cephesini terk edip bahçeden payitahta çekilen telgrafın içeriğinden bahsetmemişsiniz 2. Ateşkes isteyip ateşkes görüşmesine Rauf orbayı tavsiye edeni yazmamışsınız 3. Rauf orbay ve kazım karabekirin hatıraları sizden farklı yazıyor o dönemi.