İstanbul Seçimi ve Malatya CHP


Sonuca bakarak “Ben demiştim” demek bildik bir başlangıçtır.

22 Haziran cumartesi günü Ankara’ya gidiyordum. İstanbul girişindeki trafiğin tıklım tıklım olduğunu gördüm. Belli ki, insanlar akın akın oy vermek üzere İstanbul’a geliyordu.
Binali beye oy vereceğini söyleyen bir akrabam Akçay’daki tatiline bırakıp İstanbul’a geldi. Yine Binali beye oy verdiğinden emin olduğum bir arkadaşım, Bodrum’daki tatilini yarıda kesip İstanbul’a geldi. 

Demem o ki; oy vermeye gelenlerin tamamı İmamoğlu’nu tercih edenler değildi. Her iki taraftarda aynı kararlılık ve hırsla adaylarına sahip çıktı.

Oylar sayılmaya başlamak üzereydi ki, yıllardır AKP’ye destek veren ve ancak bu seçimde kime oy vereceğini bilmediğim Malatyalı işadamı bir arkadaşım aradı. Seçim bağlamında sohbet ettik, “halkın kimi tercih edeceğini bekleyip göreceğimizi ve ancak İmamoğlu’nun kazanması gerektiğini” söyledim.

Aynı iş adamı arkadaşım oy sayım işleminin başlamasından kısa bir süre sonra tekrar aradı ve “Yeni cumhurbaşkanı adayımız hayırlı olsun” dedi. Konu anlaşılmıştı.

Ben İmamoğlu’nu, bir konferans dinlemek için gittiğim Beylikdüzü Belediyesi Atatürk Kültür Merkezi’nde, İstanbul Büyükşehir Belediyesi Başkan adayı olarak tercih edilmesi üzerine yapmakta olduğu konuşmayı dinleyerek tanıdım. Sevgi ve Mevlana dilini kullanıyordu. Kullandığı bu dilin felsefesini özümsemiş olarak hissetmiştim. Zaman, bu hissiyatımı doğru çıkarmıştı. Var olan dilini hiç bozmadı. 

Aslında vatandaş olarak bizler fazla bir şey istemiyoruz:

-    Devletimizi ve milletimizi seviyoruz.
-    Bize yalan söylenmesin istiyoruz.
-    Yönetimde şeffaf olunsun istiyoruz. 
-    Halkımızın ayrıştırılmamasını, “Türk Milleti” çatışı altında bütünleştirilmesini istiyoruz.
-    Bizimle dalga geçilmesin istiyoruz. 
-    Bir kısım insanlar “yandaş”, diğerleri istenmeyen kişi ilan edilmesin istiyoruz. 
-    Din adı altında sömürülmesin istiyoruz. 
-    Atamalarda liyakat esas alsın istiyoruz. 

 

Kısaca isteklerimiz abartılı değil, bunlar gibi basit şeyler.  

Parti başkanlarının başarısı iki konuda belirir:
Birincisi, partinin felsefesini vatandaşa iyi anlatabilmek ve vatandaşı ikna edebilmek. İkincisi yerel seçimlerde belediye başkan adaylarını, milletvekili seçimlerinde vekil adaylarını doğru belirlemektir. 

İkincisi konusunda Kılıçdaroğlu gerçekten başarılı olmuştur. Hakkını teslim etmek gerekir.

Ankara, İzmir, İstanbul bunun en bariz örnekleridir. 

Konu, Malatya olunca Kılıçdaroğlu’nun bilimsel değil, hissi davrandığını söyleyebiliriz.

Malatya’nın makus tarihi bir türlü değişmedi. Ağbaba-Kiraz ikilisi olduğu müddetçe 100 yıl geçse dahi, mevcut tablo değişmez. Kılıçdaroğlu, bu iki safrayı bünyeden atmadığı süre içerinde Malatya başarısızlığı kendi başarısızlığı olarak görülmeye devam edecektir. 

Özetle, İstanbul’da umut, sevgi ve şeffaflık kazanmıştır. Hayırlı olsun. 

Darısı Malatya’nın başına!

ahkucuksahin@gmail.com

YAZIYI PAYLAŞ!

Yazıyı Yorumla

Yorumlar / 2

  • Hasan Basri Kandil | 25 Haziran 2019 14:04

    Saptamalarınıza içtenlikle katılıyorum. Ağbaba-Kiraz kliği Malatya'yı kısır bir döngüye kilitledi. Büyükşehirlerin pek çoğunda az çok hakim olabilen rasyonalite (akıla dayalı yaklaşım) Malatya'nın yanından bile geçirilmedi.

  • DERYA KONUK | 25 Haziran 2019 09:38

    MALATYA'nın İŞİ ÇOK ZOR..BAŞLARINA BİR ŞEY GELECEK Kİ OY VERMEYECEKLER.

YAZARIN SON 5 YAZISI
25Haz

İstanbul Seçimi ve Malatya CHP

19Haz

İstanbul Seçimi ve Umudun Gücü

17Haz

İstanbul Seçimini Kim Kazanacak?

13Haz

Türkiye’deki Suriyeliler

22Nis

İmamoğlu ve Yeni Bir Sistem