II.Abdulhamit’in 'Denge Politikası'


Osmanlı yöneticileri, 1800’lü yılların başlarından beri Avrupa büyük devletlerinin kendisi ve toprakları hakkındaki niyet ve düşüncelerinin farkındaydı. 

Bununla birlikte “Avrupa’nın Hasta Adamı” olarak nitelendirilen Osmanlı Devletinin parçalanmasının ve topraklarının paylaşılmasının büyük devletlerin dış politikasındaki öncelikli amacı olduğu biliniyordu. 

1877-78 Osmanlı Rus Savaşı (93 Harbi) sonunda imzalanan Berlin Antlaşması ile Osmanlı İmparatorluğu neredeyse parçalanmıştı ve son darbeyi 1890 yılında vurmayı tasarlamışlardı. İngiltere ve Fransa’yı durduran tek şey Rusya’nın çok fazla güçleneceği korkusuydu. 

1800’lü yılların sonuna gelindiğinde İngiltere, Alman-Türk yakınlaşmasının askeri bir ittifaka dönüşmekte olduğunu görünce bölgede askeri ve politik bazı önlemler almaya başlamıştır. 

Aslında, 1878-1914 arası dönemde Osmanlı yarı sömürge koşullarını yaşıyordu. 

1881 yılında kurulan Duyun-u Umumiye (Genel Borçlar) teşkilatı ile devlet içinde, mali ve hukuki açıdan ikinci bir devlet yaratılmıştı. 

İngiltere, 1878 de Kıbrıs'ı, 1882 de Mısır'ı işgal etmiş, Anadolu topraklan üzerinde Ermeni ve Kürt devleti kurulması için çalışmaya başlamıştı.

II. Abdulhamit yönetimi (1876 - 1909), Ermenilerin 1895 yılı sonbaharında Zeytun’da başlattıkları ayaklanmada rol alan isyancıları Avrupa ülkelerinin büyükelçilerinin devreye girmesi sonucunda affetmeye mecbur kalmış, 

Taşnaklar 26 Ağustos 1896'da Osmanlı Bankasını işgal ettikleri zaman Avrupalılar onların serbest bırakılmasını sağlamıştır. 

1899 yılında Almanya’nın Bağdat Demiryolu imtiyazını alması  ve bunun da II.Abdulhamit ‘in Alman yanlısı politika içine girdiğinin bir göstergesi kabul göstermesi sonucunda İngiltere, çeşitli yollarla yurtdışında İttihat ve Terakki muhalefetini desteklemeye başlamıştır.

İngiltere artık Osmanlı’nın toprak bütünlüğü ile ilgilenmiyordu. 

21 Temmuz 1905 günü II.Abdulhamit’i öldürmeye teşebbüs edenler için af çıkarılmasını onlar sağlamış,  

Rus Konsolosu, Rus vatandaşı oldukları için Taşnak isyancıların Osmanlı Mahkemelerinde yargılanmasına izin vermemiştir. 

Osmanlıların tek yapabildiği, mümkün olduğu kadar olan bitenin duyurulmamasını sağlamaya çalışmak olmuştur. 

09-10 Haziran 1908’de İngiliz Kralı III.Edward ile Rus Çarı II.Nikola’nın Reval görüşmeleri gerçekleşmiştir. Reval görüşmelerinin hemen arkasından, Rusya ile İngiltere’nin Osmanlı İmparatorluğu’nu paylaşma ve parçalama konusunda anlaştıkları, dolayısıyla Rumeli’de Osmanlı’nın sonunun geldiği şeklinde yorumlar ortaya çıkmıştır. 

1911 Trablusgarp savaşı öncesi İtalya diğer Avrupa ülkeleri ile gizli anlaşmalar yapmış, İngiltere’nin Mısır’daki ve Avusturya’nın Bosna-Hersek’deki varlığını tanımış, Almanya’nın Akdeniz’deki çıkarlarını gözeteceğini kabul etmiştir. Ayrıca Fransa’nın Tunus’u ele geçirmesini kabullenebileceğini, Rusya’nın Boğazlardaki çıkarlarını tanıdığını ve Rusya’nın Balkanlar’daki politikasını destekleyeceğini açıklamıştır. 

1914 yılına gelindiğinde Osmanlı, İngiltere’yle bir ittifak kurulmasını önermiş, ancak İngiltere ve Fransa bu tür önerileri açıkça reddetmemekle birlikte, kabul da etmemiştir. Bu kez Osmanlı Rusya’ya ittifak önerisi götürmüş, ancak Rusya da kabul etmemiştir.

Sonuç olarak, tarih bir bilimdir. İyi yönleri ulusa motivasyon sağlarken, kötü yönleri öğreti niteliği taşır. İyi de olsa, kötü de olsa bizimdir. Tehlikeli olan, siyasal çıkarlar için tarihi eğip bükmektir. Yalanı tarih diye topluma öğretmemek gerekir. O zaman tarih, bilim olmaktan çıkar ve dinlerdeki mezhepler gibi ayrıştırıcı bir unsur haline gelir.  

ahkucuksahin@gmail.com

YAZIYI PAYLAŞ!

İlk Yorum Yazan Sen Ol!