Dinin Tanımı ve Dinler


Tüm toplumsal düzenler ve hiyerarşiler hayalidir ve bu nedenle kırılgandır. Toplum büyüdükçe kırılganlık artar. Dinler bu kırılgan yapılara adeta insanüstü bir meşruiyet verirler. 

Dinler, para ve imparatorluklarla birlikte toplumları en iyi birleştiren üçüncü şey olarak ifade edilir.

Din, insanüstü düzene olan inanca dayanan bir insani değerler ve normlar sistemi olarak tanımlanır. 
Bir dinin çok geniş bir alanda yaşayan farklı insan gruplarını bir arada toplayabilmesi için sahip olması gereken iki temel özellik vardır: Birincisi, her zaman ve her yerde geçerli evrensel bir insanüstü düzeni benimsemelidir. İkincisi, bu inancı herkese yaymakta ısrar etmelidir. Başka bir deyişle evrensel ve tebliğci olmalıdır. 

İlk tek tanrılı din Yahudiliktir. Yahudilik, kendi çıkarları ve önyargıları olduğuna inandığı evrenin üstün gücünün sadece küçük Yahudi ulusu ve önemsiz İsrail toprağıyla ilgilendiğini iddia ediyordu. Dolayısıyla diğer milletlere sunacak bir şeyleri olmayan Yahudilik tebliğci bir din olamadı. 

Büyük kırılma noktası Hıristiyanlıkla birlikte geldi. Bu inanç, Nasıralı (Hz.) İsa’nın uzun süredir beklenen Mesih olduğunu öne süren küçük bir Yahudi cemaati olarak doğdu. Ancak cemaatin ilk liderlerinden Tarsuslu Pavlus, eğer evrenin üstün gücünün çıkarları ve ön yargıları varsa, eğer kendisini fiziksel olarak canlandırıyorsa ve insanlığın kurtuluşu için çarmıhta can veriyorsa, bunu sadece Yahudilerin değil, tüm herkesin duyması gerektiğini ileri sürdü. Bu yüzden de Hz. İsa hakkındaki hakikati tüm dünyaya yaymak gerekiyordu. 

Hıristiyanlık gibi İslam da, dünyanın uzak bir köşesinde küçük bir cemaat olarak doğdu ve çok daha hızlı bir şekilde Arabistan çöllerinden çıkarak Atlantik Okyanusu’ndan Hindistan’a uzanan devasa bir imparatorluğa dönüştü. 

Dualist dinler birbirine karşıt iki gücün varlığına inanırlar: İyi ve kötü. Tektanrıcılığın aksine dualizmde kötünün Tanrı tarafından yaratılmadığına veya onun kontrolüne girmemiş bağımsız bir güç olduğuna inanılır.

Dualist dinler bin yıldan uzun bir süre boyunca gelişti. MÖ 1500’le 1000 yılları arasında Zerdüşt adlı bir peygamberin görüşleri nesiller boyunca aktarılarak zamanla dualist dinlerin en önemlisi oldu (Zerdüştlük). Zerdüştler dünyayı iyi tanrı Ahura Mazda’yla kötü tanrı Ehrimen arasında geçen kozmik bir savaş olarak görür. 

Budizmin temel figürü tanrı değil, bir insan olan Siddhartha Gautama’dır. Budizm, insanın çektiği “acı”ların yaşanmaması için neler yapılması gerektiği düşüncesi üzerine kurulmuştur. “Sürekli arzulamayan acı çekmez.” “Arzular acı çekmeye sebep olur”, acı çekmekten tamamen kurtulmanın tek yolu arzu duymaktan tamamen kurulmaktır. Bu nedenle takipçilerine adam öldürmeyi, gelişigüzel seksi ve hırsızlığı yasakladı. Kural: “Acı arzudan doğar”. 

Tek tanrılı dinlerin ilk prensibi, “Tanrı vardır. Benden ne istiyor?”

Budizmin ilk prensibi ise, “Acı vardır. Acıdan nasıl kaçınabilirim?”

Tüm dinlerin ortak bir noktası vardır: Hepsi tanrılara ve diğer doğaüstü varlıklara inanırlar. 

YAZIYI PAYLAŞ!