Bir Satranç Oyunu - Hatay’ın Anavatan’a Katılması


Korona virüsü nedeniyle hepimiz evlere kapandık. Bu vesileyle krizi fırsata çevirmeye çalışıyorum ve kitap okuyorum. 

Kitap okurken ilginç bulduğum ve mutlaka birileri de öğrensin diye düşündüğüm bilgileri paylaşmaya çalışıyorum.

Bu bağlamda seçtiğim konu Hatay’ın Anavatana katılması sürecinde izlenen politikadır.

Milli Mücadele devam ederken Fransızlarla imzalanan 1921 tarihli Ankara Anlaşmasının 7.Maddesi uyarınca İskenderun ve Antakya’da özel yönetim uygulanmasına “Türk soyundan memurlarla yönetilmesi ve Türk kültürünün gelişmesine katkıda bulunacak kurumların (okulların) açılması ve gelişmesine” karar verilmiştir. 

Bu madde 1923 tarihli Lozan Antlaşmasının 3.Maddesiyle de doğrulanmıştır. 

Lozan görüşmelerinin kesintiye uğradığı Şubat-Nisan 1923 tarihleri arasında Mustafa Kemal işgalden kurtulan Adana’ya ilk ziyaretini yapmış ve 15 Mart 1923’te vatanın dışında kalan İskenderun ve Antakya bölgelerini temsil etmek üzere siyahlar giymiş bir kız çocuğuna “Dört bin yıllık Türk toprağı olmuş bir toprak parçası düşman elinde kalamaz” diyerek bölgenin Türk tarihine ilk göndermesini yapmıştır. 

Lozan Konferansı esnasında Ermenilerin Kilikya’da “Ermeni yurdu” kurulması taleplerinde bulundukları sırada Mustafa Kemal’in “Orta Asya’dan gelen Türkler” fikrini ortaya atması ve Adana’nın seçilmesi tesadüf değildir. 

Lozan sonrasında Türkiye’ye göç etmek isteyen Sancak (İskenderun) Türklerine güçlükler çıkarılmış, Türkiye’ye göç etmeleri engellenmiş ve bölgede kalmaları için propaganda yapılmıştır. 

1935 yılında Tayfur Sökmen (daha sonra Hatay’ın ilk ve son Cumhurbaşkanı) Antalya milletvekili seçtirilmiş,

1935’ta Hatay’da Hatay Egemenlik Cemiyeti kurdurulmuş,

Türk devlerinin Suriye ve Lübnan’a gönderdiği başkonsoloslarına-görev alanlarına girmelerine rağmen-Sancağı (İskenderun) ziyaret etmemeleri talimatı verilmiş (Buradaki amaç Fransa ile sorun yaşamamaktır.),

Bu tutum 1936 Montrö Boğazlar Sözleşmesine kadar sürmüştür. Sözleşmenin imzalanmasından sonra daha aktif bir tutum içerine girilmiştir. 

06 Eylül 1936 tarihinde imzalanan anlaşma ile Fransız mandası altındaki Suriye’ye özel yönetim statüsü verilmiştir. Bu durumdan faydalanan Türkiye, Hatay’ı uluslararası gündeme taşımıştır. 

Bağımsız Suriye hükümetinin ilanından sonra Türk devletinin ilk hamlesi İskenderun-Antakya bölgesi için bağımsızlık istemek olmuştur.

Bu mücadelenin sonucu olarak Sancak (İskenderun) içişlerinde bağımsız, dışişlerinde Suriye’ye bağlı ama ayrı bir varlık olarak toprak bütünlüğü garanti altına alınmıştır. Türkiye bu çerçevede garantör devlet sıfatını elde etmiştir. 

Bu dönem içerinde Türkiye, 1932 yılında Milletler Cemiyetine üye olmuş, 1934 yılında Balkan Antantını gerçekleştirmiş, 1937 yılında Sadabat Paktını imzalayarak elini güçlendirmiştir. 

Türkiye, İkinci Dünya Savaşı arifesinde Avrupa’daki bölünmeleri de lehine kullanmayı bilmiştir.

Mustafa Kemal Atatürk, 01 Kasım 1936 ‘da mecliste yaptığı konuşmada “Hakiki sahibi öz Türk olan İskenderun-Antakya” meselesinin “dostluğuna önem verdiğimiz Fransa ile tek büyük mesele” olduğunu söyler.

Ertesi gün yani 02 Kasım 1936 tarihinde, bölgeye “Hatay” isminin verileceğini açıklar ve Tayfur Sökmen’e bölgede bu yönde örgütlenmesine ilişkin talimat verir.

Kemal Atatürk’ün “bağımsız sancak” tezi 26 Eylül 1936’da Dışişleri Bakanı Tevfik Rüstü Aras tarafından Milletler Cemiyeti’nde dünya kamuoyuna açıklanır. 

Atatürk Ankara Palas’ta 10 Aralık 1936’da Fransız Büyükelçisi M. Pansot’a “Ben Sancak meselesinin her iki tarafın vaziyetini kurtaracak şekilde hallini istiyorum. İlhak talep etmiyorum. Sancak, Türkiye ile Fransa’nın müşterek kontrolünde olur. Hatta ordusu dahi bulunmasın.” der.

Türkiye, ilk etapta bölgedeki halkın kendi kaderini tayin etme hakkından hareket edecek ve bölgeye bağımsızlık verilmesi, ikinci etapta bölgedeki Türk nüfusunun “serbestçe ifade edeceği kararla” Türkiye’ye katılması politikasını güder. 

Mecliste ilk kez Hatay ismini Ankara milletvekili Aka Gündüz “Hatay’ı icap ederse silahla avlayacağız” diyerek kullanır.

Cumhurbaşkanı Atatürk, Sancağa kuvvet yoluyla müdahale etmek üzere yola çıkarak Konya’ya kadar gitmiş ve orada şöyle bir konuşma yapar: “Ben memleketi hiçbir zaman savaşa sürüklemem, fakat Hatay benim vazgeçilmez bir davam olmuştur. …”

26 Ocak 1937 günü İngiltere’nin araya girmesiyle Fransa ile ilke olarak bir anlaşma gerçekleşir.  Hatay’a “ayrı varlık” statüsü tanınır. 

29 Mayıs 1937 günü Hatay’ın bütünlüğünü güvence altına alan bir anlaşma imzalanır. Buna göre Sancakta Türkçe ve Arapça resmi dil olacak ve iki dereceli bir seçim olacaktır. Sancak 40 milletvekili ile temsil edilecek, seçim sonucu ne olursa olsun 8 Türk, 6 Alevi, 2 Arap, 2 Ermeni ve 1 Rum Ortodoks milletvekili seçilmiş olacaktır. Meclis cumhurbaşkanını seçecek, o da başbakanı atayacak, kurulacak hükümet 5 üyeden oluşacaktır. 

Türkiye Cumhuriyeti 1937’de Antakya konsolosluğunu açar, bunun yanı sıra Hatay’da Halk Partisi ve Halk Evlerini faaliyete geçirir.

Başbakan Celal Bayar, 29 Haziran 1938 günü Meclis’te Hatay meselesine dair bir konuşma yapar ve “Her şeyden önce tekrar ederim ki, Hatay Türk’tür. …. Böyle bir halkı bırakamayız. Bu Türkiye Cumhuriyeti’nin yapamayacağı bir iştir.” der.

Bu konuşmadan kısa bir süre sonra 04 Temmuz 1938’de Türk Fransız Dostluk Antlaşması imzalanır. 

01 Ağustos 1938 tarihinde birinci derece seçimleri, bilahare milletvekili seçimleri yapılır ve 40 milletvekilinden oluşan listede; 22 Türk, 9 Alevi, 5 Ermeni, 2 Arap, 2 Rum Ortodoks milletvekili yer alır. 

02 Eylül 1938’de kurulan Hatay devleti 10 ay yaşar ve Türkiye’ye katılma kararı alır. 

Hatay, 29 Haziran 1939´da Türkiye’ye katılarak Anavatanın bir parçası olur. 

Sonuç olarak, Hatay meselesinin halli, Türkiye Cumhuriyetinin temel prensiplerinden olan “Yurtta sulh, cihanda sulh”un pratikte uygulanmasına bir örnek oluşturur.  Bu prensibin anlamı, haklarını silah kullanarak değil, barış içerinde aklı kullanarak yapmaktır. Başka bir ifadeyle daha az bedensel gücü, daha çok akılsal gücü devreye sokmaktır. 

ahkucuksahin@gmail.com

YAZIYI PAYLAŞ!

Yazıyı Yorumla

Yorumlar / 1

  • Mehmet SÜLÜ | 12 Nisan 2020 13:06

    Kaleminize ve emeğinize sağlık, teşekkür ediyorum.

YAZARIN SON 5 YAZISI