Bir Osmanlı Uygulamasının Cumhuriyete Yansıtılması


(Ceseti mezardan çıkarıp asmak)

Ülkemizde, Cumhuriyet’e ve Atatürk’e karşı olanlar adeta ‘yalan makinesi’ gibi, ayrıca bunlar utanma duygusuna da sahip olmadıkları için yalan üretmekte bir sıkıntı duymazlar. Bir gün yalanlarının ortaya çıkacağını hiç düşünmezler. Bunlar, halkın din konusundaki hassasiyetini bilen ve bunu istismar ederek kendilerine menfaat sağlayan veya amaçlarına ulaşmaya çalışan kimselerdir.  

Şu gerçeği hiç unutmamak gerekir!

“İslâmcılık, hâkim milliyete karşı hoşnutsuzluğunu doğrudan doğruya belirtemeyen etnik azınlıkların ideolojisi olmuştur.
 

Bunların amacı, ‘yaşadıkları ülkede milliyetçi politikayı etkisiz duruma getirmektir.’
 

Bu azınlıklar kendilerini güçlü hissettikleri an kendi istikametlerinde bir milliyetçilik hareketi açıklamaktan geri kalmazlar. 
 

Güce erişemedikleri müddetçe İslâm davasının şampiyonu olarak görünürler.” (Erol Güngör, İslâm'ın Bugünkü Meseleleri)

Emine Şenlikoğlu’nun “Bize nasıl Kıydınız?” adlı kitabında yazdığına göre; Erzincanlı din adamı İbrahim Hakkı Efendi, (güya) İstiklal Mahkemesi tarafından yargılanmış ve idam  cezasına çaptırılmış! Fakat tam yargılandığı sırada (1924 yılında) vefat etmiş, hıncını alamayan(!) İstiklal Mahkemesi üyeleri, İbrahim Hakkı Efendi'nin mezarını açtırmış, cesedini mezardan çıkarmış ve idam sehpasında sallandırmıştır!

Yani ceset idam edilmiştir!

Oysa böyle bir olay asla olmamıştır. 

Daha sonra İbrahim Hakkı Efendinin yakınları tarafından mahkemeye müracaat edilerek Emine Şenlikoğlu tazminat davasına çaptırılmıştır. 

Bu yalan hiç utanmadan ve sıkılmadan ‘‘Atatürk döneminde Müslümanlara yapılan zulüm örneği’’ olarak gösterilmeye kalkışılmıştır.

Bu inanılmaz yalan yıllarca kullanılmış, kitaplar yazılmış, filmler yapılmıştır. Kendi televizyon kanallarında ve radyolarında, bu yalana dayanıp programlar yapmışlardır.

Milli Mücadele döneminde, İlk Meclis'te Mustafa Kemal Paşa'nın en büyük karşıtlarından biri olan Trabzon mebusu Ali Şükrü Bey, 1923 yılının mart ayında öldürülmüş, bu ölümü Atatürk'ün Laz'lardan oluşan koruma birliği komutanı Topal Osman'ın gerçekleştirdiği iddia edilmiştir. Topal Osman, bu öldürme olayı sonrasında Ankara'nın Dikmen semtinde güvenlik güçleriyle çatışmaya girip öldürülmüş ve mezarına gömülmüştür.

Ancak Meclis'teki şeriatçıların ve Mustafa Kemal Paşa düşmanlarının yoğun baskısıyla Topal Osman'ın cesedi ölümünün ardından mezarından çıkarılıp Meclis binası önünde ağaca asılmış ve teşhir edilmiştir. Mustafa Kemal Paşa'nın gücü, o günlerin zor  koşullarında bu insanlık dışı olayı önlemeye yetmemiştir.

Yakın tarihimizdeki bu korkunç olayı yaratanlar, yani cesedi mezardan çıkarıp ağaca astıranlar, işte o şeriatçı takımıdır. (Emin Çölaşan, Şeriatçı Yalanı, 7 Aralık 1997)

Benim merak ettiğim; “ölüyü mezarından çıkarıp asma” geleneğinin nereden kaynaklandığıdır! 

Geçenlerde okuduğum Maurits H.van den Boogert’in “Kapitülasyonlar ve Osmanlı Hukuk Sistemi” konulu eserinde aşağıdaki hikayeye rastladım. 

1728 yılında (Lale Devri yıllarıdır ve Padişah III.Ahmet tahttadır) Halep’teki Hollanda konsolosu bir grup İngiliz tüccarla kırda gezinti yaparken Hollanda konsolosunun Maruni dragomanı (Yabancı elçilik veya konsolosluklarda tercümanlık yapan gayrimüslim Osmanlı vatandaşıdır) Hanna Cerrah gruba eşlik etmektedir. 

Bu esnada sürüsünü otlatmakta olan bir çobanın üzerine yıldırım düşmesi sonucu ölmüştür. İfadelere göre Avrupalılar tesadüfen oradaydılar ve çobanın ölümüyle hiçbir ilgileri yoktu. 

Buna rağmen olaydan sonra Cerrah adamı öldürmekten dolayı tutuklandı ve hapse atıldı. Kentte ikamet eden bütün Avrupalı konsolosların çabasıyla bir süre sonra Cerrah salı verildi. Ancak bir müddet sonra tekrar tutuklandı.

Avrupalı temsilciler mahkumun güvenliği konusunda Beylerbeyi’nden teminat aldıktan sonra bu tür bir koruyucu gözaltı üzerinde uzlaştılar. 

Beylerbeyi’nin teminatına rağmen Cerrah, Halep kalesine götürülerek orada boğularak öldürüldü.

Cesedi, “bütün Frenk milletlerinin gülünçlüğünü ve utancını” herkesin görmesi için “baştan aşağı dragoman elbisesi içinde” asıldı. Acıya daha da aşağılama katacak biçimde kadı, Cerrah’ın dul eşine kalan paraya bile el konuldu.

Sonuç olarak, bir cenazeyi mezardan çıkarıp asma, ender görülse bile Osmanlı’da uygulanmış bir durumdur. İlk yılları da dahil olmak üzere Cumhuriyet Türkiye’si, bu insanlık ayıbına sahne olmamıştır.

Bu konuda Cumhuriyet dönemine ilişkin yazılanları ve söylenenleri, utanma duygusuna sahip olmayan dinci yalancıların iftirası olarak görmek gerekir. 

ahkucuksahin@gmail.com

YAZIYI PAYLAŞ!

Yazıyı Yorumla

Yorumlar / 1

  • Elazığlı | 30 Eylül 2020 19:27

    Cumhuriyetin ilk yılları hep problem. Şimdi hala tartışılıyorsa rejim sağlam temeller üzerine kurulmamış veya her gelen kendi rüzgarına göre cumhuriyete yön vermiş.

YAZARIN SON 5 YAZISI